11/4/2007

TANRI SENİ UNUTMAZ

 

 

            

           

 

 

 

Doğum gününü hatırla.

Doğduğun gün dünyadakiler için sıradan bir gündü.

O günün en fazla bir yıl öncesinde, dünyaya geleceğin konusunda kimsenin bir fiki yoktu.

Sen yoktun, yok olduğunu sen bile bilmiyordun.

Hiç gelmeseydin dünyaya, kimse yokluğunu farketmeyecekti.

Ne özleyen olacaktı seni, ne de yolunu gözleyen...

Annen ve baban bile senin eksikliğinden yakınmayacaktı.

Sen gelmedin diye kimse üzülmeyecekti.

Sen olmadın diye kimse mutsuz olmayacaktı.

İstersen dünya tarihini doğduğn günden öncesi ve sonrası diye ikiye ayır.

Doğumundan önce seni hiç kimse anmıyorken yaratıcın andı.

Seni varlığından önce O sevdi.

Kimse tanımazken seni, yalnız O tanıdı.

Sen yokluğunun farkında değilken, senin var edilmeni diledi.

Hatta sen varlığının bile farkında olmadığın halde, sana kimseye vermediği bir yüz verdi.

Başkaları seni doğduğun günden sonra hesaba kattı.

Yoksa , kimsenin umurunda değildin.

Seni O umursadı.

                                                                     

                                                                     

                                                    Senayi DEMİRCİ - Yusuf Öskan ÖZBURUN

8/4/2007

RUBAİ VIII


Niceleri geldi, neler istediler,
Sonunda dünyayı bırakıp gittiler.
Sen hiç gitmeyecek gibisin değil mi?
O gidenler de hep senin gibiydiler !

 

Ömer HAYYAM

17/4/2006

BAUMAN VE ÖZGÜRLÜK

Bauman Özgürlük isimli kitabına “Dilediğinizi söyleyebilirsiniz, burası özgür bir ülke” cümlesiyle giriş yapıyor. Bauman özgür birey için gerekli olan en önemli unsurun özgür toplum olduğunu iddia etmektedir. Daha değişik bir ifadeyle bireysel anlamda bir özgürlükten, ancak özgür bireylerden müteşekkil bir toplumda söz edilebilir.

Teorik olarak özgür toplum, bireyi davranışlarından dolayı cezalandırmaz ve bireyi kısıtlamaz. Bauman’a göre bu ön koşul gerekli ama yetersizdir. Ülkeyi dilediğinizde terk etme özgürlüğüne sahipsinizdir ama bilet almak için yeterli paranız yoktur. Ya da seçtiğiniz bir alanda beceri sahibi olmakta özgür olabilirsiniz ama öğrenim görmek istediğiniz yerde kayıtlar dolmuştur. Sonuç olarak, özgürlük sadece kısıtlamaların yokluğu değildir. Var olmak için bir takım kaynaklara gereksinim duyar. Ancak özgürlük çağrısı yapan herhangi bir ifade bu kaynakları hiçbir zaman vaat etmez. Dolayısıyla bu tip ifadeler benimsenmeden önce üzerinde düşünülmeli ve irdelenmelidir. Oysa özgürlük sorgulanmaksızın varığı kabul edilen bir kavramdır.

Klasik özgürlük tanımlamalarında birey davranışlarının, gerçek kaynağı ve sahibi olarak kabul edilir. Bireysel eylem tasarlanmış amaçlı bir eylemdir. Bir kişinin davranışlarını anlamlandırmada, onun amaç ve niyetinin ötesine geçmeyiz. Ne demek istediğini sorgular ve davranışlarına anlam atfederiz. Sosyologlar da bireyin kendi eyleminin kaynağı olduğunu kabul etme eğilimindedirler. Onlara göre özgürlük doğal bir olgudur. Özgürlük doğal olarak var olduğuna göre, sosyologlar dikkatlerini özgürsüzlük üzerine yoğunlaştırmışlardır. Ancak çevrelerine bakan sosyologlar, insan davranımının düzenli olduğunu bir takım modelleri izlediğini ve büyük ölçüde de öngörülebilir olduğunu fark etmişlerdir. Eğer toplumdaki her birey benzersizse ve her biri özgür iradesini kullanarak, bireysel amaçları doğrultusunda eylemde bulunuyor ise, böyle bir düzenlilik nasıl olabilir sorusu, sosyologları özgürlüğün sınırlarını sorgulama girişimine götürmüştür.

Bauman tam da bu noktada, özgür bireyin insan türünün evrensel bir koşulu olmaktan çok uzak, tarihsel ve toplumsal bir yaratıdan ibaret olduğunu savunur. Özgürlüğün doğanın bir olgusu olduğunu kabul etmez. Ona göre özgür birey deyimi, bugünkü anlamını modern çağda Batı’da Kapitalizm’in gelişmesiyle almıştır. Modern-kapitalist toplumda özgür bireyin var olması toplumsal konumlar arasında bir ayrıma işaret eder ve dahası bu ayrımı dengede tutar ve yeniden üretir. Bireysel özgürlük deyimi ile özgürlük, üretim ve iktidar alanından tüketim alanına kaymıştır. Bugün bireysel özgürlük her şeyden önce tüketicinin özgürlüğüdür. Varlığı etkili pazarın varlığına bağlıdır. O da karşılığında pazarın var olma koşullarını güvence altına alır.

Özgürlük kavramı içinde bulunduğu zaman ve mekâna bağlı olarak, farklı anlam ve işlevler taşıyagelmiştir. Bauman’a göre özgürlük toplumsal olarak üretilir ve taşıyacağı anlam da üreticisi tarafından yüklenir. İlk olarak ortaya çıktığı dönemde güçlülerin, kendi iktidarına tabî olan birini kölelikten, esirlikten ya da serflikten azad etme kararı olarak algılanmaktaydı.

Yunan-Roma Antik Çağı’nda kilisenin erken dönemlerinde “Pelagus Sapkınlığı” adı verilen bir dönem yaşanmıştı. Pelagus’a göre Tanrı insanları özgür yaratmıştı. Bu nedenle insanlar kendi iradelerini kullanarak iyi ve kötü arasında seçim yapabilirlerdi. Özgür yaratıldıkları ve özgür irade yeteneğine sahip oldukları için eylemlerinin tüm ve tek sorumlusu kendileriydi. Herşeye gücü yeten Tanrı, insanlara özgür irade yetisini bağışladığına göre kaderlerini de insanlara bırakmış ve davranışları üzerindeki denetim hakkından kendi isteği ile vazgeçmiştir. Tanrı’nın bu kararı onun vekili olan kilise için otorite bağlamında tehlike arzediyordu. Bu tehlikenin bertaraf edilmesi için bu kuram reddedilmiş ve Augustinus tarafından yeni bir yaklaşım ortaya konmuştur ki; bu yaklaşıma göre insan doğuştan kötülüğe eğilimlidir. Ve özgürlüğü de kötülük seçeneği ile sınırlıdır. Bu durumda kilise Tanrı’nın temsilcisi olarak insanları gözleme ve onları erdem yolunu izlemeleri için zorlama hakkına sahiptir. Bauman’ göre Augustinus ile birlikte, ilk kez bir kuram özgürlüğü kötülüğün safına atmış ve baskıcı yönetimin geçerli nedeni olarak kullanmıştır.

Ortaçağ’da ise özgürlük, iktidar savaşımlarının bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Özgür konum, onu kazananların gücünü, vermek zorunda olanların da zayıflıklarını gösteriyordu. Kısa bir süre sonra ise, özgür insan soylu sınıfa mensup kişi kavramıyla eş anlamlı olarak kullanılır hale dönüşmüştür. Ortaçağ’ın sonlarına doğru ise özgürlük, yalnızca kişiye ya da soya değil, özellikle de kentlere bağışlanmaya başlamıştır.

Tarihsel kökeni göz önüne alındığında özgürlük, kavram itibariyle hiç bir biçimde modern bir keşif ya da icat değildir. Modern özgürlüklerin temeli ortaçağ’da inşa edilmiştir fakat özgürlüğün modern biçimi bünyesinde öncüllerinden çok önemli farklar barındırır.

Modern dönemdeki özgürlük kavramının ise iki temel özelliği bulunmaktadır: bireycilikle olan yakın bağı ve pazar ekonomisi ve kapitalizm ile olan genetik ve kültürel bağlantısı.

Modern birey bir taraftan, doğru karar verebilme, ilgilerini tanımlama ve ilgileri doğrultusunda eylemlerini belirleme yetisiyle, kısacası bir toplumda yaşamayı mümkün kılan tüm özelliklerle donatılmıştır. Diğer yanda ise bireyselliğin kendine özgü tehlikeleri vardır. Bireyin, onu güvenlik için ortak teminatlar aramaya yönelten çıkarcılığı, aynı zamanda bu teminatların getirdiği sınırlamalara itiraz etmesi için kışkırtmaktadır. Böyle bir ikilem söz konusu olduğunda, kelimenin tam anlamıyla ‘birey’ olmak için herkesin eşit şansa sahip olmadığı aşikârdır. Bu noktada Bauman, gerçekte bireyselciliğin, bazı insanların kaderi olduğunu ve evrensel bir durumdan ziyade, bir ayrım olarak kaldığı sürece yaşanabileceğini söyler.

Bireyselcilikle olan yakın ilgisinin dışında özgürlüğün modern versiyonu, kapitalizm ile olan yakın ilişkisi ile de ön plana çıkar. Bauman’a göre kapitalizm, tanımıyla özgürlüğe kesin olmasa bile büyük bir toplumsal yaşam alanı açar. Kapitalist üretim biçiminde özgürlük gelişebilir. Dahası özgürlük bir zorunluluğa dönüşür. Çünkü özgürlük olmadan, kapitalist bir sistemde ekonomik etkinlik amacına ulaşmaz. Kapitalizm, her şeyden önce özgürce tüketebilme potansiyeline sahip bireylere ihtiyaç duymaktadır. Bu bağlamda özgür birey kapitalist ekonomik sistemin olmazsa olmaz şartı ve ön koşuludur.

Özgürlük bir ayrıcalık olarak ortaya çıkmış ve öyle kalmıştır. Özgürlük böler ve ayırır. En iyileri, diğerlerinden ayırır ve çekiciliğini farklılıktan alır. Bauman’a göre özgürlük kavramından bahsedebilmek için en az iki kişi gerekir. Çünkü özgürlük toplumsal bir ilişkiyi ifade eder. Özgür olmak kısıtlama olmaksızın hareket edebilmekse, bu bazılarının eylemleri baskı altında demektir. Diğer bir ifadeyle, özgürlükten bahsedebilmek için karşıt bir duruma ihtiyaç vardır. Özgürlük doğal olarak var olan bir olgu değildir. Bir durumun karşıt durumdan farklılığına vurgu yapan bir tanımlamadır.

Özet olarak Bauman; özgürlüğün, modern-kapitalist dünyada tüketim merkezli olarak yeniden tanımlanan, bireysellik vurgusuna sahip, ayrıcalıklı bir insan kategorisiyle sınırlı bir deneyin felsefî genelleştirmesi olduğunu iddia etmektedir. Bu genelleştirme ise, toplumsal bir yanılsamaya sebep olmaktadır. Modern dünya, toplumu ve dolayısıyla bireyi, özgür olduğu ve davranışlarının efendisi olduğu vehmine sürüklemektedir. Oysa modern birey mutlak olarak özgür olma şansına hiçbir zaman sahip değildir. Çünkü davranışları devamlı olarak etkilenmekte ve sınırlanmaktadır.

                                                                                                       

                                                                             HALİME UĞUZ/Kitap inceleme